Genetik Değişim
Günümüz sinirbilimi araştırmaları, 100 yıllık dogmanın aksine, insan beyninin yaşam döngüsü boyunca yeni beyin hücreleri üretme yeteneğine sahip olduğunu yani genetik değişimin mümkün olduğunu gösteriyor.
Çevresel etkileşim, değişim ve düzenli pratikle geni aktive edebilir ve genetik değişimi başlatabiliriz.
Geni aktive etmeyi “The Psychobiology of Gene Expression” adlı kitabında Ernest L. Rossi şöyle açıklar: “Belli başlı yaşam deneyimleriyle oluşan hafıza, öğrenme ve davranışın yeniden yapılandırılmasıyla, yetişkin beynindeki nöral kök hücrelerde, yeni nöronların farklılaşmasına yol açar.”

Biraz fazla bilimsel oldu ama işin özünde “genetik” diye etiketlediğimiz bir hastalığın, davranışın, hayat biçiminin, hafızanın, aklınıza gelebilecek, genetiğe işlenen her ne varsa hepsinin değiştirilmesi mümkün ve bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bunu yapmanın yolu da davranışlarımızı değiştirmek. İşte bu kadar kolay. Ama anlaşılmaz yazınca daha değerli oluyor tabi 😊 Bu da hepimizin algısına kazınan farklı bir durum. Bir düşünceye, bir yaklaşıma bilimsel bir açıklama, bir kanıt getirdiğimizde, inanılır ve kabul görür oluyor. Yoksa ben öyle hissettiğim için dersek hiç bir inandırıcılığı yok değil mi? Biraz daha dolduralım altını:
“Öznel zihinsel halimiz, bilinçli itkilenmiş davranışlar ve özgür iradenin algıları, sağlığın iyileştirilmesi yolunda genetik ifadeleri düzenler.” Ph.D. Ernest Rossi
Yani genleri düzenleyenler;
- “Öznel zihinsel halimiz”
Kişisel zihin yapımız, düşüncelerimizin rengi veya hayata bakış açımızdır.
Bence düşüncelerimizin rengi zihin yapımızı çok güzel tarif eder. Kimimiz kuşkucuyuzdur, hemen adım atmayız, emin olmak isteriz, güvende hissetmek isteriz, bu sebeple çok çoşmayız, çok derbeder de olmayız; çünkü riske girmeyiz. Bu tip zihin yapısına gri diyebiliriz mesela. Kimimiz hızlı karar verir, pişman olabilir, büyük kazanıp, büyük de kaybedebilir. Bu da onun zihin yapısının her durumda daha enerjik, tepkisi yüksek, adrenaline açık olmasından kaynaklanır. Kırmızı olabilir mi ne dersiniz? Bazıları her durumda, önce olabilecek en kötü senaryoları düşünür, her zaman negatife odaklıdırlar, çoğu zaman yeniliklere açık olmazlar, ilerlemez ve git gide kendilerinden bile soğurlar..Bunun rengine siz karar verin. Kimisi için de hayat turuncudur, pembedir; dünya yansa, el atın söndürelim de akşama maça yetişelim diyebilecek kadar renkli ve pozitif taraftadırlar. İlerlemek onlar için yaşamaktır. Dururlarsa ölürler.
- “Bilinçli itkilenmiş davranışlar” bilinçli şekilde yaptığımız her davranış, her alışkanlığımız, her aktivitemiz, yaşama dair her hareketimiz olarak düşünebilirsiniz.
- “Özgür irade algıları” Görelilik de denebilir. Herkesin hayatı algılama şekli farklıdır. Neyi nasıl algıladığımız ile algıladığımız şeyin oluş hali arasında büyük bir bağ vardır.
Görelilik teorisi, Albert Einstein’ın çalışmaları sonucu önerilen ve yayınlanan, özel görelilik ve genel görelilik adlarında birbirleriyle ilişkili iki teorisini kapsar. Özel görelilik, yer çekiminin yokluğunda tüm fiziksel fenomenler için geçerlidir. Teoriye göre bütün varlıklar ve varlığın fiziksel olayları görelidir. Zaman, mekan, hareket, birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı, göreli olaylardır. Nesne zamanla, zaman nesneyle, mekan hareketle, hareket mekanla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağımlıdır.
Özetle; genlerimizi değiştirmenin yolu ZİHİNSEL HALİMİZİ, DAVRANIŞ VE ALGIMIZI değiştirebilmekten geçiyor.
Yapmamız gereken tek şey kendimizle biraz uğraşmak, kendimizi keşfetmek ve üzerinde çalışmak. Bunu anlayıp, kabul edip, buna niyet ettiğiniz anda değişim başlıyor. Çünkü bilinçaltınız alarma geçiyor. Otomatik pilottan çıkıp, kontrolü ele alma zamanı sizce de artık gelmedi mi?
Genetik Değişimle Gelecek Bireysel Devrim
Stefano D’Anna, “Tanrılar Okulu” adlı kitabında “Bireysel bir Devrim”den bahseder. “Geçmişteki insanlığın zihinsel çekim dizilerini altüst etmeye muktedir ve onu içinde taşıdığı kargaşa, şüphe, korku ve ızdıraplarından sonsuza dek özgürleştirecek bir devrim.” Genetik değişim bile mümkünken, bireysel devrim çok da ütopik görünmüyor 🙂 Kendi kodunu tekrar yazmak değil mi?

Kişi ancak bilmiyorsa öğretebilir. Gerçekten bilen öğretemez. “Anladığımız” şeyi, “gerçekten” bizim olanı bir başkasına aktaramayız. Mutluluk, zenginlik, bilgi, istek ve aşk dışarıdan edinilecek şeyler olmadıkları gibi, başkaları tarafından da verilemezler; onlar sadece hatırladıklarımızdır ve özümüzün demişbaşlarıdır; her insanın sahip olduğu bir tür doğal mirastır. Hiç bir politika, din ya da felsefe sistemi toplumu dışarıdan değiştiremez. Ancak ve ancak bireysel bir devrim, yeni bir psikolojik doğuş, her insanın tek tek, hücre hücre benliğindeki yaralarının sarılması bizi daha refah bir gezegene, daha zeki, daha doğru, daha mutlu bir medeniyete taşıyabilir.”
“Bütün” olamamanın eksikliği, insanı cehalet, korku ve kendi kendini imha etmeye mahkum eder ve onu hastalıklara, çöküşe, saldırganlığa, acımasızlığa ve dış dünyada savaşmaya kadar götürür. DÜNYA SENİN ONU DÜŞLEDİĞİN GİBİDİR. O BİR AYNADIR. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı. Dışarıda kendini bul! Git ve kim olduğunu gör…Diğerlerinin, senin içinde taşıdığın yalanın, uzlaşmanın, cehaletin yansıyan görüntüleri olduğunu keşfedeceksin…
DEĞİŞ… Kİ DÜNYA DEĞİŞSİN. Beter bir dünya yaratıyorsun, sonra da yarattığın şeyden, kendi eserinden dehşete düşüyorsun…Oysa dünya senin onu düşlediğin gibidir. Git, dünyaya gir ve bunları kabullen…Kendi içindeki yoksullarla, zorbalarla, toplum dışına atılmışlarla tanış. Onları kabullen! Sakın onları görmezden gelme ve sakın suçlama. Dünyana teslim ol.”
“Bir kişinin gücü, kendisine sahip olmasında ve aynı zamanda kendisine teslim olmasında yatar.”
Yaşantın ve kendi seçimlerini yapıp, kararlarını verdiğine inandığın dünyan gerçek değil…onlar korkunç birer kabus. Evlenmen, çocuklarının olması, kariyer yapman, bir ev satın alman, başkaları tarafından takdir edilmen, bel bağladığın diğer bütün bu şeyler, inandığın ve diğer yeğlediklerin, birer idol sandığın her şey aslında anlamsız totemlerdir.
Bir tek “Düş” gerçektir. “Düş” var olabilecek en gerçek şeydir. Gerçek olanın dünyasında hareket etmeyi öğren. Burada artık alışkanlıkların, inançların ve eski kalıpların anlamlarını bütünüyle yitirirler. Senin gerçeklik diye nitelendirdiğin, yalnızca bir görüntüden ibarettir. Bu bütünüyle baş aşağı edilmeli ki, yanında eski bir şey taşıma…
Nasıl düşüneceğini, hissedeceğini, nefes alacağını ve besleneceğini, eskisinden bütünüyle farklı bir biçimde yeni baştan öğrenmelisin. Varlığın amaçsız, acılarla dolu bir yaşam sürdü. Bir işin, bir maaşın yanıltıcı güvenliği ardına saklandığından, bu dünyanın yoksulluk ve acılarının kalıcı olmasına yol açıyorsun.
Yaşam, ona bağımlı olunamayacak kadar değerli ve gözden çıkarılamayacak kadar zengindir. Artık değişme zamanıdır.
Visibilia Ex Invisibilibus.


