3 Ağustos 2026, Pazartesi
More
    Ana SayfaKitap NotlarıDünyanın En Yaşlı Ağacı Ginkgo

    Dünyanın En Yaşlı Ağacı Ginkgo

    Dünyanın En Yaşlı Ağacı Ginkgo

    “Yaşayan Fosil Ginkgo”

    2500 yıla kadar yaşan ve dünyanın en yaşlı ağacı olan Ginkgo (Mabet Ağacı) günümüze kadar varlığını sürdürmüş, hiçbir türü veya benzeri bulunmayan sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü sembolize eden bir ağaçtır. Anavatanı Çin olan Ginkgo, yaşayan bir fosildir. Ginkgoların dayanıklılık derecesinin uç örnekleri Hiroşima’da görülmüştür. Atom bombasının patladığı noktaya 1-2 kilometre mesafede yer alan dört ginkgo ağacı, bu alanda patlamadan sağ çıkan ve hayatını bugün de sürdürmekte olan yegane canlı varlıklardır. Sert iklim şartlarına, bitki ve haşereden kaynaklı ağaç hastalıklarına karşı dayanıklı bir ağaç türüdür.

    Permian (270 milyon yıl önce) çağından kalma ginkgo fosilleri ile günümüzdeki ginkgolar arasında kolaylıkla bağ kurulabilmektedir. Yani dinozorlarla yan yana yaşamış bir ağaçtan bahsediyoruz. Ginkgo ağacı kendine has bir tür olduğundan, botanikçiler onu her hangi bir kategoriyle ilişkilendirememiş ve ona özel Ginkgophyta  adı ile ayrı bir bölüm yaratmıştır. Bu bölümün içinde tek tür olarak Ginkgo biloba bulunmaktadır.

    Ginkgo ağacının boyu 40 m’ye kadar yükselir. “Tapınak ağacı, Çin yelpaze çamı, fil kulağı ağacı, kız saçı ağacı” gibi birçok isimde anılabilir. Ginkgo botanik dünyasına ilk olarak 1960 yılında tanıtıldı. Ayrıca İstanbul’daki Ihlamur Kasrına dikildiği, 1905’e kadar doğal olarak yetiştiği bilinmektedir.

    Ginkgo Biloba’nın Faydaları

    Yaprakları Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılıyor. Ayrıca beyindeki kan akışı azalması ile ilgili rahatsızlıklar için de kullanılmaktadır. Bu rahatsızlıklar arasında hafıza kaybı, baş dönmesi ve yazma güçlüğü yer alabilmektedir. Bazı ağrıların tedavisinde kullanılabilir. M.Ö. 2600 yıllarında astım ve bronşit hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır. Kozmetik alanında da yer alan Mabet ağacı tohumu kavrulmuş olarak, Çin ve Japonya’da yemeklerde kullanılmaktadır.

    Dayanıklılığı ile bu zamana kadar gelebilen Mabet ağacı zehirli gazlara, hava kirliliğine dirençli olup; Hiroşima ve Nagasaki’de olaylarda birtakım zehirli gazlara, hava kirliliğine hatta tuza karşı bile direncini korumuştur.

    Budizm’de kutsal bir ağaç olarak kabul edilir. Bence tapılası… 🙂

    Bu kadar ağaç muhabbetinin üzerine harika bir de kitap tavsiyesine ne dersiniz?

    “Bitkilerin Gizli Yaşamı” Peter Tompkins/Christopher Bird

    “Bitkilerin Gizli Yaşamı” Peter Tompkins/Christopher Bird

    1966 yılında, Amerika’nın tanınmış yalan makinesi uzmanı Clee Backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtının kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece daha geçirdi.

    Sonra sırf eğlence olsun diye, yalan makinesinin elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bitkisinin üzerine yerleştirdi. Yalan makinesi çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre, belki bitki de su dökünce seviniyordur diye alaylı alaylı güldü.
    Bitkiyi suladığında galvanometre zikzaklar çizerek aşağı doğru indi.

    Oysa yukarı doğru bir hareket bekliyordu Backster. Yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi görmedi. Sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde her şey değişti. Bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. İnanamadı Backster. “Nasıl yani?” dedi kendi kendine, “Bitki düşüncelerimi mi okudu?”.

    İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. Deneyler deneyleri kovaladı. Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de çıktı ortaya. Kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, eline iğne battığında duyulan acıyı da hissediyordu bitkiler. Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyordu. Hatta korkudan baygınlık bile geçiriyordu.

    Bir gün şehir dışından gelen bir botanikçi bayan içeri girdiğinde bütün bitkiler sessizleşti. Hiç birinden tepki gelmiyordu. Sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. Taaa ki o bayan havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar. Bayan botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öğrendiği zaman anladı Backster, bayanı görünce bitkilerin korkudan bayıldıklarını.

    Bir deney tasarladı. 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. Görevlerden biri gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalamaktı. Ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı (galvanometrelerin ibrelerinin tavan yapmasını böyle adlandırıyor Backster).

    Bu deneyden anlaşıldı ki bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. Ve Amerika’da bazı adlî vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlandı. Bitkiler asla yanlış sonuç vermiyordu çünkü yalan nedir bilmiyorlardı.

    Bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca dünyanın dört bir yanından bilim adamları konu üzerinde çalışmalara başladılar. Sonuçlar akıl almaz.
    Koparılmış bir yaprak, kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda normal yapraktan aylarca daha uzun süre canlı kalabiliyor. 120 km mesafedeki bir acıyı, sevinci hissedebiliyor.
    İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor. Aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkilerle de paylaşıyor.

    Kendisine kötü davranılan bitki üzüntüsünden intihar bile ediyor.
    Yanındaki bitkinin susuz kalması durumunda kendi suyunu onunla paylaşıyor.

    Bitkiler, bütün canlılarla iletişim kurma konusunda bizim hayallerimizin ötesinde bir hassasiyete sahip. Her biri doğanın bir parçası. Belki bir gün onları daha iyi anlama imkânımız olursa bize tarihin bütün yaşanmışlıklarını bile anlatabilirler. Avatar filminin esin kaynağı da bu çalışmalar ve elde edilen sonuçları.
    Bilelim ki dünyanın herhangi bir yerinde bir bitkiye kötü davranılırsa, bütün bitkiler bunu hissediyor.

    Sonra ben ağaç seviyorum deyince oduncu oluyorum 🙂 Bence ağaçlar da beni seviyor 🙂

    Bu da köklerine basmaya çekindiğim Ulu Zeytin. Heybetine hayret ederken, saygı duyuyor olmak da farklı bir histi.

     

    Önceki İçerik
    Sonraki İçerik

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Popüler Yazılar

    Favorilerim