3 Ağustos 2026, Pazartesi
More

    Meditasyon

    MEDİTASYON

    Meditasyonun amacı düşüncelerinizi kontrol alına almak değil, onların sizi yönetmesine engel olmaktır.

    “Meditasyon bir tür duadır. En yüksek meditasyon hiçbir şey düşünmemektir. Düşüncesiz kalabilirsen, güçlenirsin.” Swami Vivekananda

    Hızla geçen hayatımızda, sorumluluklardan ve yapılacak işler listelerinden fırsat bulursak eğer, mutlu olmak, eğlenmek için ne yaparız? Müzik dinleriz, spor yaparız, çeşitli hobiler ediniriz, tatile çıkarız. Peki bunlar bize neden iyi gelir? Çünkü bunlar bizi yoran şeyleri düşünmememizi, onlardan uzaklaşmamızı sağlar. DİNLENMEK, İYİ HİSSETMEK, RAHATLAMAK için bunlara engel olan düşüncelerden, durumlardan uzaklaşmamız gerekir.

    İnsanlar iyi hissetmek için çeşitli yollara baş vurur. Şartlar ve imkanlara göre değişen çözümlerimiz vardır. Çıkıp bir şeyler içmek, kitap okumak, ekstreme sporlar yapmak, dua etmek, yeni yerler görmek, alışveriş yapmak, çiçek ekmek, koşmak, sevişmek, savaşmak… Bunları yaparken başka aktif düşünce üretmeyi durdurduğumuz için rahatlarız. Herkesin rahatlama şekli, metodu farklıdır.

    Bir an olsun sizi tüm hayat telaşından çekip çıkartan şey, sizin meditasyonunuzdur.

    Meditasyon kendinize ayırdığınız, rahatladığınız zamandır. Evet, savaşmak da bazı insanlara göre rahatlatıcı olabilir. Çünkü, neye alışırsak onu hayatımıza adapte ederiz. Eğer mücadele dolu bir hayatımız varsa; ne kadar şikayet eder gibi görünsek de, ancak yeni bir mücadele bize keyif verecektir. Maça gidip tezahürat etmek nasıl iyi geliyorsa, deniz kenarında saatlerce, sessizce balık tutmak da iyi gelebilir. Bilmemiz gereken tek şey hepsinin temelinde, düşünce kalabalığından uzaklaşmak olduğudur. Ancak bunu yaparken seçtiğimiz yöntemin yan etkilerinin olmaması bizim için çok daha faydalı olacaktır. Televizyon buna güzel bir örnek olabilir.

    Dünya üzerindeki milyonlarca insanın boş vakitlerini doldurmak, daha doğrusu doldurmamak için en fazla tercih ettikleri şey televizyon seyretmektir.

    Ortalama bir insan altmış yaşına gelene kadar, hayatının 15 yılını televizyon izleyerek geçirir.

    İnsanların çoğu televizyon izlemeyi “rahatlatıcı” bulur. Dikkat ederseniz, ekrana ne kadar çok odaklanırsanız, düşünce aktivitenizin o kadar yavaşladığını görürsünüz. Gerçekten de, sohbet programlarını, durum komedilerini ve hatta reklamları izlerken zihniniz hemen hemen hiç bir düşünce üretmez. Sorunlarınızı hatırlamamakla kalmaz, bir süre için kendinizden bile koparsınız. Bundan daha rahatlatıcı bir şey olabilir mi?

    Peki, o zaman televizyon izlemek içsel bir dinginlik alanı yaratabilir mi? Meditasyon sayılır mı?

    Aslında televizyon izlemek meditasyona olan ihtiyacın en büyük göstergesidir. Ancak ne yazık ki şimdi’de olmamızı sağlamaz. Zihniniz uzun bir süre boyunca hiç düşünce üretmeyebilir, ama televizyondaki gösterinin düşünce aktivitesine bağlanmış durumdadır. Kendisini kolektif zihnin televizyon versiyonuna bağlamıştır ve onun düşüncelerini düşünüyor, ekrandan gelen mesajı ve imgeleri sürekli olarak özümsüyordur. Bu sizi hipnozun yaptığı gibi, transa benzeyen bir tür aşırı duyarlılık içine sokar. Sizi bu kabullenici gaflet durumunda yakalamak için milyonlar ödeyen politikacıların, belirli menfaat gruplarının ve reklam şirketlerinin  de çok iyi bildiği gibi, televizyonun “kamu oyu” yaratma konusunda güdüleyici bir etkisi vardır. Onlar, düşüncelerinin sizin düşünceleriniz olmasını isterler ve genellikler de bunu başarırlar.

    Televizyonla, alkol ve diğer uyuşturucular arasındaki ortak nokta budur. Sizi zihninizden uzaklaştırarak bir miktar rahatlama sağlamakla birlikte, bunun karşılığında size büyük bir bedel ödetir.

    Bu bedel farkındalığınızı kaybetmenizdir.

    Televizyonun da bu uyuşturucular gibi bağımlılık yaratma özelliği vardır. Kapatmak için kumandayı elinize alırsınız, yarım veya bir saat sonra, hala televizyon izliyor ve hala kanallar arasında dolaşıyorsunuzdur. İzlemeye devam ediyorsunuzdur ve bunu dikkatinizi çeken bir program olduğu için değil, ilginizi çeken herhangi bir şey bulamadığınız için yapıyorsunuzdur.

    İşte bu tam da bahsettiğim, rahatlamaya çalışırken kullandığımız aracın “yan etkisi”dir. Kafamızı boşaltmaya çalışırken, diğer yandan başka şeylerle aktif veya pasif bir şekilde tekrar yükleme yapmazsak; işte o zaman yan etkiyi ortadan kaldırmış olur ve mutlak huzur, Var’lık, kılçıksız dinginlik haline geçmiş oluruz 🙂

    Ama vakit yok değil mi? Çoğu zaman bunlarla uğraşacak, kafa dinleyecek zaman yok. Zaman olsa para yok… Ya da; bazen bunları yapsak da, aslında yan etkilerden ötürü bir işe yaramıyor. Öyle olunca da yağlanmadan sürekli çalışan bir makineye dönüşüyoruz. Zamanla paslanıyoruz, hatta artık yavaş yavaş işlevimizi kaybediyoruz. Hayattan zevk alamaz hale geliyoruz, çünkü her yerimiz pas içinde…

    Aslında düşüncelerimizi durdurmanın, endişelerimizden uzaklaşmanın, yani rahatlamanın en kolay yolu nefesimize odaklanmaktır.

    Çünkü nefes, sahip olduğumuz en etkili güçtür. Konsantrasyon ve nefes kontrolü ile beynimizi dinlendirmeye meditasyon diyoruz. Farkında olmadan hepimiz zaten bir şekilde meditasyon yapıyoruz, çünkü bu bizim şarj olma şeklimiz. Bunu farkında olarak ve hayatınızın bir parçası haline getirerek yaptığınızda; kendinizi keşfetmeye başlayacaksınız ve içinizdeki güce inanamayacaksınız.

    Doğuyoruz, büyüyoruz, öğrenci oluyoruz, anne-baba oluyoruz, çalışan, kazanan, kaybeden, alan, satan, yaşayan, yaşatan oluyoruz… Hep hedeflerimiz, yapılacak işlerimiz oluyor. Ve sonunda ölüyoruz.. Hayat aslında, bize çizilen bu çerçevede değil.

    HAYAT AN’da

    Tam da şu anda. Eğer ben bu günümü, bu anımı iyi geçirebiliyorsam, hayattan zevk alabilirim. Çünkü yarın, “Dün çok güzel bir gündü” diyebilmem için bugünü iyi yaşamalıyım. Hayatın güzel olacağı planı ve umuduyla hayatı ertelemek, yapacağımız en uzun vadeli yatırımdır. Bu günü güzel yaşayarak hayatı planlamak ise, aslında çocuklarda çok gördüğümüz ve doğuştan sahip olduğumuz bir yetenektir.

    Yapmamız gereken tek şey, elimizdekinin değerini bilip, şükretmeyi hatırlamak; endişelerimizin, korkularımızın bizi ele geçirmesine engel olmak.

    Belli düşünce kalıpları, alışkanlıklar, inanışlar ve davranışlarla  bugüne geldiniz. Şimdiye kadar yaşadığınız her şey, bulunduğunuz ortam, sosyal çevreniz ve diğer tüm etkenler bugünkü sizi yarattı.

    Eğer değişim istiyorsak kendimizden başlayacağız ve aynı bizi bugüne getiren tüm adımlar gibi, bu günden itibaren, her gün bu değişim için bir adım atacağız. Ama artık bu adımlar kırmızı pabuçlarla olacak 🙂

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Popüler Yazılar

    Favorilerim