Fiziksel Beden İllüzyonu
Echart Tolle’ün “Var Olmanın Gücü” adlı kitabında fiziksel beden illüzyonu ile ilgili harika bir anlatım var. Bedenlerimiz maddeden mi oluşuyor yoksa boşluktan mı? Hadi okuyalım:
Bedeninizin içi katı maddeden oluşmamıştır ve içinde boşluklar vardır. Fiziksel biçiminize can veren şey, sizin fiziksel bedeniniz değil onun içindeki hayattır. Bedeni yaratan ve onu güçlü tutan şey onun içindeki zekadır ve bu zeka, olağanüstü karmaşıklıkta olan ve insan aklının sadece minik bir kısmını kavrayabildiği yüzlerce işlevi aynı anda koordine eder. Siz bunun farkına vardığınız an, gerçekte olan şey o zekanın da kendi kendisinin farkına varmasıdır. Bu, onu arayan bilincin de aslında “o olması” nedeniyle, henüz hiç bir bilim adamının bulmayı başaramadığı ve tarifi ve anlaşılması zor olan gerçek HAYATtır.
Fizikçiler maddenin görünüşteki katılığının bizim duygularımızın yarattığı bir illüzyon olduğunu keşfetmişlerdir. Buna, biçim olarak algıladığımız ve düşündüğümüz ama %99.99’u boş alandan oluşan fiziksel beden de dahildir. Bu, atomların arasındaki boşluğun, onların ebatlarına göre ne kadar geniş olduğunu gösterir. Her bir atomun içinde de aynı ölçüde boşluk vardır.
Uzay Boşluğu
Fiziksel beden, gerçek kimliğinizle ilgili yanıltıcı bir algılamadan yani illüzyondan başka bir şey değildir. Pek çok açıdan, uzay boşluğunun mikro kozmik bir versiyonudur. Şu bilgiler size gök cisimlerinin arasındaki boşluğun ne kadar geniş olduğuna dair bir fikir verebilir: Saniyede 186,000 millik (300 km) sabit hızla yolculuk eden ışık, dünya ile ay arasındaki mesafeyi bir saniyeden biraz daha fazla bir sürede alır; güneş ışınlarının dünyaya gelmesi ise sekiz dakika sürer. Uzaydaki en yakın komşumuz ve bizim kendi güneşimize en yakın güneş olan Proxima Centauri adlı yıldızın ışığı dünyaya gelmek için 4.5 yıllık bir yolculuk yapmak zorundadır.
Etrafımızı saran uzay işte bu denli engindir. Ayrıca bir de galaksiler arası uzay vardır ki, onun genişliği bütün kavrayışların ötesindedir. Bizimkine en yakın galaksi olan Andromeda Galaksisinden gelen ışık bize 2.4 milyon yılda ulaşır.
Orantıya vurulduğunda, bedeninizin de evren kadar bir enginliğe sahip olması şaşırtıcı değil mi?
Beden İçindeki Uzay
Dolayısıyla, biçimsel olan fiziksel bedenimiz, derinlere indikçe özünde biçimsel değildir ve içsel uzaya açılan bir kapı haline gelir. İçsel uzayın biçimi yoktur, buna rağmen çok yoğun bir canlılığı vardır. Bu “boş alan” hayatın kendisi, tezahür etmiş olan tüm şeylerin fışkırdığı ama kendisi tezahür etmemiş olan Kaynak’tır.
Düşünceler ve sözcükler biçim dünyasına aittir; biçimi olmayanı ifade edemezler. Dolayısıyla, “bedenimin içini hissedebiliyorum” dediğimizde bu, düşüncenin yarattığı yanlış bir algıdır. Gerçekte olan ise şudur: Beden biçiminde görünen bilinciniz, yani “gerçek siz” olan bilinciniz kendisini fark etmeye başlamıştır.
Mevcudiyetim
Kim olduğumu, geçici bir “ben” biçimiyle karıştırmadığım müddetçe, sınırsızlık boyutu ve sonsuzluk, yani Tanrı, kendisini “benim” vasıtamla ifade edip “beni” yönlendirebilir ve beni biçime bağlı kalmaktan kurtarır. Yine de,” bu biçim ben değilim” şeklindeki salt düşünsel bir farkındalığın veya inanışın bir faydası olmaz. En önemli soru şudur: Şu anda, içimdeki boşluğu (dinglinliği), yani kendi Mevcudiyetimi, daha doğrusu “ben olan Mevcudiyeti” hissedebiliyor muyum?
Bunu hissedebildiğiniz anda içinizdeki gücün büyüklüğüne, sahip olduğunuz inanılmaz enerjiye, sonsuzluk ve bütünlüğe aşık olacaksınız 🙂




Eline sağlık…üzerine konuşulacak başka bir içerik..tebrikler:)
Teşekkür ederimmm 🙂