Çoğu insan hayatlarının belli bir aşamasında, dünyada sadece doğum, büyüme, başarı, sağlık, keyif ve kazanç değil; kayıp, başarısızlık, hastalık, yaşlılık, çürüme, acı ve ölümün de olduğunun farkına varırlar. Geleneksel olarak bunlara “iyi” ve “kötü”, yani düzen ve kargaşa gibi etiketler yapıştırılmıştır. Bir kişi için hayatının “anlamı” genellikle onun “iyi” olarak tanımadıklarıyla bağlantılıdır. Ama bu “iyi” sürekli olarak çöküntünün, parçalanmanın ve düzensizliğin tehdidi altındadır. Açıklamalar yetersiz kaldığında ve hayat artık bir anlam ifade etmediğinde de anlamsızlığın ve “kötü”nün tehdidi altına girer. Hangi sigorta poliçesine sahip olursa olsun, eninde sonunda herkesin hayatına bir tür düzensizlik girecektir. Bu düzensizlik bir kayıp veya kaza, hastalık, elden ayaktan düşme, yaşlılık veya ölüm şeklinde tezahür edebilir.
Ama bir kişinin hayatında patlak veren bir düzen bozukluğu, daha yüksek bir düzenin başlaması anlamına da gelebilir.
Düşünme, bir durumu veya bir olayı diğerlerinden soyutlar ve sanki farklı bir varlığı varmış gibi onu, “iyi” veya “kötü” olarak tanımlar. Düşünmeye fazla itibar ettiğimiz takdirde, realite parçalara bölünmeye başlar. Bu parçalanma aslında bir illüzyondur, ama onun içinde sıkışıp kaldığınızda, size son derece gerçekmiş gibi görünür.
Evren her şeye rağmen, içindeki her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu ve hiçbir şeyin diğerlerinden ayrı var olmadığı bir bütün olmaya devam eder. Evrendeki her şeyin ve tüm olayların birbiriyle çok derinden bağlantılı olması, zihnin koyduğu bu “iyi” ve “kötü” etiketlerinin sonuçta yanıltıcı olduğunu gösterir. Bunlar her zaman sınırlı bir bakış açısına işaret ederler, o yüzden de sadece göreceli ve geçici olarak doğrudurlar.
Bu durum piyangodan çok değerli bir araba kazanan bilge adamın hikayesinde çok güzel anlatılmıştır.
Bilge adamın ailesi ve dostları onun namına çok mutlu olmuşlardır. Bu olayı kutlamak isterler: “Ne harika!” derler. “Ne kadar şanslısın!” O da gülümser ve “Belki,” diye yanıt verir. Arabayı bir kaç hafta keyifle kullanır. Ama bir gün sarhoş bir sürücü, bir kavşakta adamın yeni arabasına çarpar. Pek çok yerinden yaralanan adam, kendisini hastanede bulur. Ailesi ve dostları onu görmeye gelirler ve “Bu gerçekten de büyük bir talihsizlik,” derler. Adam yine gülümser ve “Belki,” der. Nitekim bir gece hastanedeyken, bir toprak kayması olur ve adamın evi denize uçar. Arkadaşları ertesi gün yine gelirler ve ona “Hastanede olman ne büyük bir şansmış meğer!” derler. Adam onlara yine “Belki,” diye yanıt verir.
Bu bilge adam, meydana gelen bir olayı yargılamayı reddettiği için, her seferinde “belki” yanıtını vermiştir. Olayları yargılamak yerine, onları kabul etmiş ve yüksek düzenle bir işbirliği, bir uyum içine girmiştir. Tesadüf gibi görünen olayların, bütünün dokusu içinde nasıl bir yeri veya amacı olduğunu, zihnin kavramasının genellikle imkansız olduğunu bilmektedir. Aslında, hiçbir durum tesadüfi olmadığı gibi, hiçbir şey veya olay kendi başına, kendisi için ve diğerlerinden ayrı olarak var olamaz.
Ego, bir durum ile ona yapılan yorum ve ona verilen tepki arasında bir ayırım yapamaz.
Tepki gösterdiğiniz soğuğun, rüzgarın, yağmurun veya herhangi başka bir şeyin aslında hiç de kötü olmadığını fark etmeden “Ne kadar kötü bir gün,” diyebilirsiniz. Halbuki onlar oldukları gibidir. Kötü olan sizin tepkiniz, onlara karşı verdiğiniz içsel mücadele ve o direnmenin yarattığı duygudur.
Shakespeare, “İyi veya kötü olan bir şey yoktur, öyle düşünmek onları öyle yapar.” demiştir. Bunun da ötesinde, acı çekmek veya olumsuz duygular içinde olmak ego tarafından bir zevk gibi algılanır, çünkü bir noktaya kadar onlarla beslenir ve güçlenir.
Örneğin, öfke ve küskünlük, başkalarından ayrı olma duygusunu arttırdığı, diğer insanların “öteki”liğini vurguladığı ve görünüşte kale gibi sağlam, tartışma götürmez, zihinsel bir “haklı olma” tutumu yarattığı için egoya muazzam bir güç verir.
Sizin bedeninizi oluşturan atomlar bir zamanlar yıldızların içinde şekillenmişti.
En basit bir olayın bile sonsuz nedeni vardır ve bunlar aklın alamayacağı yollarla bütünle bağlantılıdır. Bir olayın nedenini bulmak için çok gerilere, yaratılışın başlangıcına kadar gitmek gerekir.
Kozmos kaotik değildir.
Kozmos sözcüğü düzen anlamına gelir. Ama bu düzen, insan zihninin kavrayabileceği türden bir düzen değildir. Zihnimiz ona sadece bir an için göz atabilir.