3 Ağustos 2026, Pazartesi
More
    Ana SayfaKişisel GelişimKendinizle Arkadaş Olmak İster miydiniz?

    Kendinizle Arkadaş Olmak İster miydiniz?

    Kendinizle Arkadaş Olmak İster miydiniz?

    Hiç kendinizle sohbet ettiniz mi? Kendinizi karşınıza alıp, “Bu adam/kadın ne anlatıyor?” dediniz mi?

    Kendinizle arkadaş olsaydınız, onu sever miydiniz? Yaşantınızdan bir haftalık bir kesiti, size film gibi izletseler, ne hissederdiniz? Kendinize karşı nasıl eleştirileriniz olurdu?

    Gün içerisinde nelerden bahsettiğinizi bir düşünün lütfen.

    Sürekli kullandığınız kelime kalıplarını, otomatikleşen tepkilerinizi bulmaya çalışın. Bir şeyleri değerlendirirken, fikirlerinizi paylaşırken önce iyilerden mi başlarsınız, yoksa kötülerden mi? Harika bir çiçek gördünüz saksıda, ama saksının kenarında kırık var. Önce kırığı fark edip, onu mu dile getirirsiniz, yoksa çiçeklerin güzelliğini mi? Bir mekana gittiniz, ortam şahane görünüyor, ama önünüzden geçen ilk garsonun ayakkabılarının kirli olduğunu fark ettiniz. İlk cümleniz “Bu bir mekana, böyle bir çalışan yakışmadı.” mı olur yoksa ortamın güzelliğini bir süre daha seyrettikten sonra, yeri gelirse mi bunu ifade etmeyi düşünürsünüz?

    Arkadaşınız son model bir araba aldığında, ağzınızdan ilk çıkan, aklınıza ilk gelen şey “Ama çok yakıyor” cümlesi mi, yoksa aracın olumlu yönleri mi?

    Elektrik kesildiğinde, işleriniz aksar, sinirlenirsiniz. Peki elektrik varken, buna şükretmek hiç aklınıza gelir mi?

    Ne kadar eleştirel olduğunuzun farkında mısınız?

    TV programları, filmler, siyaset, eğitim, sosyal haklar hakkında; insanlar, fikirler, davranışlar, kültür, yaşam şekilleri, tercihler, ahlak gibi konularda ne boyutta eleştirileriniz var? Hiç sevmedikleriniz, katlanamadıklarınız, anlam veremedikleriniz, “maalesef bunlar da böyle” dedikleriniz… Böyle bir liste yapsanız çok kabarık olur mu?

    Soruyu sorduğumda hemen saymaya başladınız mı? Kağıt, kalem alın ve lütfen yazın. Aklınıza ne gelirse yazın.

    Şimdi de sizi memnun eden durumları bir düşünün. Tüm bu eleştirel yaklaşımınızı, pozitif olarak nelere yönlendirebiliyorsunuz bir de ona bakalım. Size iyi gelen insanlar, davranışlar, şartlar, durumlar, işler, hak-hukuk dengeleri, ahlaki tutumlar, sosyal iletişim ve etkileşim, arkadaş çevreniz, favori yemekleriniz…. Umarım uzunca bir liste oluşturabilirsiniz.

    Hangi liste daha kabarık ise, algınız orada daha yoğun demektir. Yani hayatınızda, odaklandığınız şeyler genelde negatif mi, pozitif mi bu listeler size anlatacaktır. İnsanlar genelde, şikayetlerini daha kolay bulurlar ve o liste daha kabarık olur. Eğer pozitif tarafınız daha doluysa tebrik ederim. Hayatta kendinize iyi davranıyorsunuz demektir. Bu, farkında olmadan geliştirdiğiniz bir tutumdur. Şikayetçi olmak, genelde iyiden değil, kötüden bahsetmek… Motive olmak ve motive etmek değil; hem kendinde, hem de başkalarında ve hatta hayatta, hep daha iyi olması gereken şeylere odaklanmak. Hataları, eksikleri görmek, sürekli düzeltmeye çalışmak… Şükrün yerini şikayetlerin alması… Yorucudur.

    En azından kendinize ve hayata kocaman bir teşekkür ile güne başlayın ve ağzınızdan negatif bir şey çıkmadan önce, kendinizi pozitif bir şey söylemek için zorlayın. Sonra, içinizde kalmasın tabi, negatifi de kusun. Negatiflerin bizde bıraktığı etkiyi hazmedemediğimiz için, ancak kusarak çıkartabiliriz zaten.. 😊

    Yaptığınız olumsuz listedeki her bir maddenin karşısına, ondaki olumlu tarafı yazmanızı istiyorum. Bazı maddelerin olumlu tarafları olmadığını düşünebilirsiniz. Ama aslında hayatımızdaki her şey bizim tercihlerimiz sonucu şekillenir. Örneğin komşunun bahçesindeki köpek saldırgan, tehlikeli ve sürekli havlayan bir hayvandır. Böyle bir olumsuzluğun karşısına ne yazılabilir ki? Eğer bahçesi ve köpeği olan bir komşuya sahipseniz, büyük ihtimalle bahçeli bir evde yaşıyorsunuzdur. O evde yaşamak, öyle ya da böyle, eğer ayaklarınızdan zincirlenmediyseniz sizin tercihinizdir. Her tercih beraberinde pozitif ve negatif etkiler getirir. Yapabileceğiniz tek şey bunu kabul etmek veya bununla mücadele etmektir.

    Evinizde huzurla yaşıyorsanız, köpek sesi sizi rahatsız edecektir. Ama o evde kemoteraptiye götürdüğünüz bir aile bireyiniz varsa, bir hayat mücadelesi içerisinde odağınız tamamen farklı bir noktadaysa, maalesef o köpeğin bırakın havlamasını duymayı, varlığından bile haberdar olmayabilirsiniz. Çünkü dikkatiniz orada değildir. Ben listenizdeki bu olumsuzluğun karşısına, bahçeli bir evde yaşadığım için şükrediyorum yazabilirim.😊

    Bu duruma halk arasında “Rahat Batması” diyoruz.😊

    Hayat mücadelesi ön planda olan insanlar için bu durumu yaşamak bir “lüksken”; mücadele edecek bir durumu olmayan ve hayattaki tutkusunu keşfedememiş insanlar için de; maalesef çok ciddi, depresyona sebebiyet veren, problemli bir durum olarak görülebilir.

    “Rahatsızlıklarınız” listenizi bu gözle tekrar değerlendirmenizi rica ediyorum.

    Ev kirası çok arttı – Hala başınızı sokacağınız bir evinizin olduğunu, kira ödemekte olduğunuza göre bir işinizin, gelirinizin olduğunu gösterir.

    Kek yandı – Kek yapacak malzemeleriniz, keyfiniz, sebepleriniz varmış.

    Sınavlardan düşük not aldım – Gidişatın farkındaysanız ve rahatsızsanız, çözüm çok yakın demektir.

    İşten atıldım – Yeni bir iş kapıda.

    Param kalmadı – Bitmişse, var olduğu zaman da olmuş demektir 😊

    Trafik kazası geçirdim, kırıklarım var – Hastalıklar/yaralanmalar daha iyi olmamız için başımıza gelir. Daha iyi bir sen olmaya hazır mısın?

    Başınıza gelen kötü şeylerin neden olduğuna odaklanmaktansa, size ne öğrettiklerini sorgulamak, yol almanıza sebep olur. Nedenlerle boğuşmak ve isyan etmek ise hem sizin, hem de çevrenizdeki insanların enerjisini  düşürmekten başka bir işe yaramaz.

    Özen Göstermek

    Bir şeye özen göstermek onun değerli olduğunun göstergesidir. Çok değerli bir vazoyu nasıl taşırsınız? Özenle.

    Yeni doğmuş bir bebeği nasıl kucaklarsınız? İncitmemek için özenle.

    Yeni arabanızın kapısını nasıl kapatırsınız? Yavaşça, özenle… yeni paspaslarına çamurlu ayakkabılarınızla basmak istemezsiniz.

    İyiye odaklanmak da, hayata, kendimize ve çevremize gösterdiğimiz özendir.

    Eleştirmeden önce güzel bir çift söz söylemek, yapıcı olmaya çalışmak, karşı tarafa özen göstermektir.

    Bir şeye çok sinirlenseniz bile etrafınızdaki insanların kötü etkilenmemesi için sakin kalmaya çalışmak, etrafınızdaki kişilere özen göstermektir.

    Trafikte üzerinizden geçecekmiş gibi, yanınızdan geçen aracın şoförüne sinirlenirken de kendinize özen gösterebilirsiniz. Bu hareketi yapan kişiye sinirlenmek, zamanı geri sarıp bunu yaşamamış olmanızı sağlar mı? Hayır. Halbuki, sinirlenmek, ona sizin duygularınızla oynayabilme gücü vermektir. Onu önemsemiş olmak demektir.

    Hayat, istemediklerinize güç verecek, onlara kafa yoracak kadar uzun değildir. Bunu yapmadığınızda da kendinize özen göstermiş olursunuz.

    İlk Adım

    Şikayetlerinizi ve şükürlerinizi bir teraziye koyun.

    Hayatta her şeyi kendiniz için mi yapıyorsunuz? Bu soru çok derin bir sorudur. Başkalarının iyiliği için yaptığınızı sandığınız şeyleri bir kağıda yazın. Altında kendiniz için bir şey olup olmadığından emin oluncaya kadar, kendinize sorular sorun. İyice deşin. Çoğunu aslında yine kendiniz için yaptığınızı göreceksiniz. Bencilliğinizle yüzleşin. İnsanoğlu bencildir ve bu çok normaldir.

    Şikayet ettiğiniz çoğu şeyin, aslında bir parça da olsa “sebebi” olduğunuzu görün.

    Aynanın karşısına geçin ve çekilmez taraflarınızı keşfedin 😊

    “Ayna” – Yağlıboya – Özge Korkut

    Hayatta şikayet ettiğimiz, katlanamadığımız her şey, geçmemiz gereken bir sınavdır. Kendimizde olan sorunları, eksikleri etrafta tespit ederiz. Kimse aynaya bakmak istemez. Kimse çirkinliklerini, eksiklerini görmek ve kabul etmek istemez. Ama hayat gibi, bizler de, iyiyi ve kötüyü içimizde barındırıyoruz. Mükemmel değiliz, olmayacağız da.

    Çok konuşanı sevmeyiz, az konuşana içine kapanık, antisosyal deriz. Dedikoducular, sahtekarlar, dolandırıcılar, tembeller, ahlaksızlar, ikiyüzlüler… Hepsi var hayatta. Hepsi içimizde de var. Ben ahlaksız ya da iki yüzlü değilim dediğinizi duyar gibiyim 😊 Kendinize söylediğiniz yalanlar, iki yüzlülüğünüzün en güzel göstergesidir. Ahlaksız düşünceler, hisler, fikirler sadece harekete geçtiğinde bu ismi almaz. Yapmasak da, aklımıza gelen şeyler olmuştur. Tövbe tövbee 😊

    Kendimizle yüzleştikten sonra, etraftaki iyileri görmek daha kolay olur. Çünkü, acımasızlık seviyenizi yumuşatmış olursunuz. Sadece kendiniz için değil de; hiç bir duygusal çıkarınız dahi olmadan, hatta tanımadığınız kişilere “iyilik” yapmaya başladığınızda; evrenle, hayatla bir bağ kuracaksınız.

    Bazı şeyleri yorumlarken, insanların hayatlarına, köklerine, seçtiklerine ve seçemediklerine saygı duyarak bunu yapmaya çalışmak, sizden bir şey azaltmayacak, aksine çok şey katacak.

    Saygının ne kadar gerekli olduğunu hatırlayın.

    En sevdiğiniz arkadaşınızla güzel vakit geçirmek için yaptığınız teklifler geri çevrildiğinde, “Beni sattı.” diye düşünmek yerine, onun seçim hakkına saygı duymayı deneyin. Bazen, sevdiklerimize karşı, iyi niyetle bile olsa, sürekli yaptığımız davranışların, onların kısıtlanmasına sebep olduğunu; müdahaleci olmanın, karşı tarafın hayatına saygı göstermemek olabileceğini bir düşünün.

    Sessizliğe saygı gösterin. Biri sessizse, bunu bozmamaya gayret edin. Biri mutluysa, çok sesliyse; buna da saygı gösterin; biraz sabredin.😊

    Sürekli insanların sizin haklarınıza tecavüz ettiklerini düşünmekten vazgeçin. Evet, haksızlığa uğramak da hepimizin deneyimlediği ve deneyimlemeye devam edeceği bir durum olacak. Ama haksızlığa uğradığınızda verdiğiniz tepki, hakkınız olanı aldığınızda duyduğunuz sevinçten daha büyükse, bunu bir sorgulayın. Hayatta her zaman iyi ve kötüyü birlikte yaşayacağız ama, hangisini ön plana çıkartmak istiyorsak, sahne ışıklarını ona çevirmeliyiz.

    Kendimle arkadaş olmak ister miyim? Belli bir süre önce bu soruya “Sanmıyorum” derdim. Kendimi çok da eğlenceli veya “olmazsa olmaz” biri olarak görmüyordum. Kendi dünyasında yaşayan ve dış dünyayla çok ilgisi olmayan biri gibi daha çok. Zararsız ama faydası da olur mu bilmem.. Hayattaki olumsuzlukları daha çok gören biri derdim kendime. Aslında bunun, bir markette sebze reyonunun karşısına geçip, çürük sebzelerden nefret ediyorum diye ağlamaktan bir farkı yok. Sebze bu çürür, sen poşetine iyileri doldur 😊 İyi sebzeleri de, evde çok bekletirsen yine çürür. Hayat hiç bir zaman mükemmel olmayacak. Kimi zaman hatalara kızacağız, kimi zaman da onları bizzat yapacağız, istesek de istemesek de…

    Şimdi kendimle arkadaş olmak ister miyim? Evet 😊 Ben değişmedim aslında, aynı Özge’yim, ama kendime karşı bakış açım değişti.

    Bakış açını değiştir, hayatın değişsin!

    Öyleyse tekrar soralım: Kendinizle arkadaş olmak ister miydiniz?

    Sevgiyle…

    Önceki İçerik
    Sonraki İçerik

    1 Yorum

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Popüler Yazılar

    Favorilerim