3 Ağustos 2026, Pazartesi
More
    Ana SayfaKişisel Gelişim80 Aşk Olumlaması

    80 Aşk Olumlaması

    80 Aşk Olumlaması

    Aşk için olumlama yapıyorsak aşkı yaşamımızda istiyoruz demektir.

    Günümüzde her şey, hızla farklılaşıyor. Kahve benim için ya Türk kahvesi ya da espresso iken bir başkası için  White Chocolate Mocha olabiliyor. İkimiz, bambaşka ürünleri “kahve” adı altında içiyoruz. Bence Aşk da aynı durumda. Herkesin aşk anlayışı farklı.

    Aşk size göre nedir, nasıldır? Paylaşmak isteyenleri yorumlara veya e-maile bekliyoruuummm 🙂

    Bu arada biz de aşkın tarihte, farklı kültürlerde nasıl yer aldığına bir bakalım mı? Kimlerden, ne aşk hikayeleri çıkmış?

    Antik Yunan’da Aşk

    Sevginin Yunan mitolojisinde önemli bir yeri vardır. Birçok tanrı sevgi duygusuyla ilgilenir. Aşk uğruna savaşlar yapılmış, aşk için yapılan tapınaklar günümüze kadar gelmiştir.

    Aşk Tanrıları:

    Agape (ἀγάπη): Etimolojik anlamı “kardeşçe sevgi” olan bu tanrının görevi, ideal aşkı sağlamak fiziksel çekiciliği arttırmaktır.

    Eros (ἔρως): Cinsel sevgi anlamındaki bu sözcük, okçu tanrı Eros’a dayanır.

    Philia (φιλία): Bozulan aşkları düzeltir.

    Storge (στοργή): Anaç sevgiyle ilgilenir.

    Xenia (ξενία): İnsanlar arasındaki kini ve düşmanlığı aşka dönüştürür.

    Afrodit (Αφροδίτες): Aşk ve güzellik tanrıçasıdır.

    Antik Yunan Aşıkları – Hero ile Leander

    Çanakkale Boğazının savaşları birer destan, aşkları ise efsanedir. Truva Savaşı ve Çanakkale Savaşı gibi, Paris ve Helena’nın, Hero ve Leander’in aşkları gibi.

    Halkların yıkımına sebep olan Paris ve Helena’nın aşkının aksine, Hero ve Leander’in aşkı yürekleri burkan, aşıkların kendilerinden başkasına zararı dokunmayan bir aşktır.

    Çanakkale Boğazının en dar noktasının Anadolu yakasında Abidos, Trakya tarafında Sestos adlı iki kent vardır. İki yakası bir araya gelmeyen boğazda, iki gencin bir araya gelmesi mümkün olabilir mi hiç? Ama aşk bu ya, bütün zorlukları aşıp bir araya gelmeyi başarır iki aşık. Lakin, boğazın kıskanç suları, bir araya getirdiği gibi, ayırıverir iki genci.

    Sestos kentinin Afrodit tapınağının rahibelerinden biridir Hero. Abidos’lu yakışıklı delikanlı Leander’le yolları ve gözleri kesişir bir şekilde. Eros’un kime saplanacağı belli olmayan oklarından hedef alınca; iki gencin yüreğine düşüverir aşk ateşi bir bakışla, bir gülüşle…

    Aşık olmaları ne kadar kolay olduysa, bir araya gelmeleri bir o kadar zordur gençlerin. Biri boğazın bir tarafında, diğeri başka tarafında. Üstelik de Afrodit’e bağlılık yemini etmiş bir rahibenin mümkün müdür birini sevmesi ya da dünya yüzünde bir erkekle bir araya gelmesi? Ama aşk dedik ya; ne yasak dinler, ne de uzaklık.

    İki genç anlaşırlar bir şekilde ve gündüz onları ayıran boğazın suları, gece Leander’in attığı kulaçlarla, her gece taşır Hero’ya sevgilisini. Hava kararınca elinde meşaleyle kulede bekleyen sevgilisine doğru, boğazın sularını yüzerek aşar Leander. Bir kulaç, bir kulaç daha derken, Hero’nun kollarında ısınır suların soğuttuğu bedeni. Gün ağarmaya yüz tutunca da, tekrar yüzerek döner kentine ve evine.

    Hero’nun endişeli bekleyişlerinden birinde, hırçın denizde dalgalar geçit vermez Leander’e. Bu uğursuz geceye bir de rüzgar eklenince, Lender’in yolu bulmasını sağlayan kuledeki meşale ışığından yoksun bırakıverir genci.

    Yaşarken onları ayıran boğaz, ölümde birleştirir iki sevgiliyi. Dalgalar Leander’inin cansız bedenini savurunca kumsala, onun sıcak bedenini saramayacak olan genç kız soğuk bedenlerini buluşturmak için bırakıverir kuleden kendini aşağıya…

    Aşkta ayrılık yoktur, iki ruh bir araya gelmişse eğer, bir daha kopmaz. Çünkü, o aslında enerjilerin buluşmasıdır ve vücut son bulsa da yaşamaya devam eder.

     

    Çin Kültüründe Aşk

    Çin geleneğinde aşkın önemli bir yeri vardır. Çeşitli düşünce akımlarından da bunu rahatlıkla görürüz.

    Konfüçyüsçülük öğretisi için aşk, ana kavramdır. “Ren”, aşk anlamındaki sözcük, konfüçyüsçülük öğretisinin temelidir. M.Ö. 479’da vefat eden Konfüçyüs, hayatını şöyle özetlemiştir:

    “15 yaşında kendimi öğrenmeye verdim. 30 yaşında irademe sahip olabildim. 40 yaşında şüphelerden uzaklaştım. 50 yaşında “Gök’ün emrini” öğrendim. 60 yaşında seziş yoluyla her şeyi kavradım. 70 yaşında doğru olan şeylere zarar vermeden, kalbimin isteklerini yerine getirebildim.”

    Mohism öğretisi ise evrensel sevgiyi destekler. Çinli filozof Mozi tarafından geliştirdiği bir harf ile tanınır.

    Çin dili, bilindiği üzere her kelime için ayrı bir harfe sahiptir. Aşk’ı betimlemek için kullanılan bu harf; kalp ve hissetmek sözcükleri birleştirilerek oluşturmuştur. Aî şeklinde okunur.

    Mozi, bu geliştirdiği harfle tanınmasına rağmen kendisi evrensel sevgiyi yaymak için çok şey yapmış hatta akım bile çıkarmıştır. Mohism akımı aşkı sadece canlılara değil cansız olan şeylere de uygulamayı öğütler. Çin budizminde’de aşk çok önemlidir. Aydın olmak için sevmek gerekir. Sevgi ne kadar fazla ise budist dininde de aydın olma olasılığı o kadar fazladır.

    Çin Aşk Hikayesi – KELEBEK AŞIKLAR  

    Kelebek Aşıklar, Çin’in efsanevi aşk hikayesidir. Doğu Jin Hanedanlığı’ndan (317-420) doğan efsane, bugün Doğu Çin’in Zhejiang Eyaleti olan topraklarda hala etkisini korumaktadır.

    Hikayeye göre Zhu Yingtai, zengin bir aileden gelen, ders çalışmaktan hoşlanan güzel ve zeki bir kızdır. O dönemde kızların okula gitmesine izin verilmediği için, babasının karşı çıkmasına rağmen okula gidebilmek için erkek kılığına girer. Okul yolunda, Liang Shanbo adında bir çocukla tanışır ve arkadaş olurlar. Üç yıllık eğitimleri boyunca, hem ders çalışırken, hem de boş zamanlarında, arkadaşlıklarından büyük zevk alırlar. Liang, Zhu’ya aşık olur ancak, onun bir kız olduğunu asla öğrenmez. Üç yıl sonra, babası Zhu’nun eve dönmesini emreder.

    Ayrılırken Zhu, Liang’a gerçek kimliği hakkında ipuçları verir ve ayrıca Liang ile “kız kardeşi” arasında bir evlilik ayarlıyormuş gibi yapar.

    Liang, Zhu’nun evine vardığında, sonunda Zhu’nun, evlenmesi gereken “kız kardeş” olduğunu öğrenir. Ne yazık ki çok geç kalmıştır, çünkü Zhu’nun babası, kızını yerel bir memurun oğlu Ma Wencai ile evlendirir. Zhu’nun evindeki çardakta, ikisi de birbirlerine olan sevgilerini yineleyerek vedalaşmak zorunda kalırlar.

    Liang eve döndüğünde üzüntüden hastalanır ve daha sonra ölür. Haberi öğrendiğinde Zhu’nun kalbi paramparça olur. Düğün gününde, Ma’nın evine gitmeden önce, Liang’ın mezarında yas tutmakta ısrar eder.

    Mezara vardığında bir fırtınaya yakalanır. Aniden, şimşek mezarı açar ve Zhu kapanmadan önce mezarın içine atlar. Kısa bir süre sonra, mezardan iki kelebek uçar ve bir çift aşık gibi kanat çırpar.

     

    Japon Kültüründe Aşk

    Japonya’daki Budizmde aydın biri olmak için muhakkak “aşk” gereklidir. Bencil olanlar veya fedakâr olamayanlar, ne yaparlarsa yapsınlar aydın olamazlar. Japoncada aşk, aynı Çince’deki gibi ifade edilir ve aynı şeklide okunur.

    Japon kültüründe aşk sadece kadınlara, erkeklere, doğaya değildir. Anneler ve çocukları arasındaki aşk da çok önemlidir. Amae (甘え) yani Japonca düşkünlük olan kelimeden kendilerine öğreti geliştiren Japon anneler, çocuklarına hizmet ederler. Hizmetlerinin karşılığı ise sadece kucaklamadır. Japonya’da kanunen bir zorunluluk olmasa da karılarını aldatan erkekler eğer karıları aldatıldığını öğrenirse kendilerini öldürürler.

    Japon Aşk Hikayesi – SAKURA 

    Yüzyıllar önce, Japonya’da korkunç savaşların olduğu zamanlar yaşanır. Bu sıkıntılı dönemde, savaşın uğramadığı çok güzel bir orman vardır. Ormandaki ağaçların yapraklarından çok güzel kokular yayılır. Bu orman, hep savaş görmüş Japon halkı için bir tesellidir.

    Bu umut ve güzel kokular ormanının içinde, güzel kokmayan tek bir ağaç vardır. Ölü gibi ve kupkuru görünen ağacın dallarında hiç çiçek açmaz. Bu sebepten ormanda tek başına, çok yalnızdır. Çünkü hayvanlar bile, onun bu durumundan etkilenme korkusuyla ona yanaşmaz. Ağacın çevresinde ot bile çıkmaz.

    Sakura efsanesine göre; genç olduğu halde, yaşlı göründüğü için, ağacın yanına bir peri gönderilir. Peri, nazik ve güzel bir dille ağaca, güzel ve parlak görünmesini istediğini söyler. Peri, doğaüstü güçlerini kullanır ve yirmi yıl sürecek sihir yapar. Bu sihir sayesinde ağaç, insan kalbinin hissettiği gibi hissetmeye başlar.

    Peri, ona sihir sayesinde ne zaman isterse, insana ve bitkiye dönüşebileceğini söyler. Aynı zamanda, yirmi yıl içinde, kendi canlılığı ve parlaklığına kavuşmazsa, aniden öleceğini de söyler.

    Ağaç, zamanla fark eder ki, perinin dediği gibi istediği zaman insan veya ağaç olabiliyordur. İnsani duygularının, onun güzel kokmasını sağlayıp sağlamayacağını keşfetmek için, insan kalmaya karar verir. Ama ilk zamanlar hayal kırıklığına uğrar. Çünkü, etrafta savaş hakimdir. Bunu görünce tekrar ağaç olmaya karar verir.

    Uzun yıllar hiçbir değişiklik olmaz. Ağaç ne yaparsa yapsın çaresiz durumun içindedir.

    Ağaç, bir gün yine insan olmaya karar verdiğinde çok berrak bir derenin yanından geçerken genç ve güzel bir kız olan Sakura ile karşılaşır. Ağaç, Sakura’dan çok etkilenir. Sakura ve ağaç yakınlaşırlar. Sakura ağaca çok nazik davranır. Ağaç da bu nezaket karşısında, kızın evine kadar su taşımasına yardım eder. Yol boyunca Japonya’daki savaşlarla ilgili sohbet ederler.

    Sohbet güzel geçince, Sakura da ağaca adını sorar ve ağaç kendi adına ‘Yohiro’ der. Zamanla Sakura ve ağaç çok yakın arkadaş olurlar. Beraber şarkı söyler, şiir ve öykü okurlar. Çok sık buluşurlar. Ağaç, Sakura hakkında öğrendikçe öğrenmek ve ona daha yakın olmak ister.

    Bir gün, Yohiro dayanamaz ve Sakura’ya ilan-ı aşk eder. Hatta, gerçekte bir ağaç olduğunu itiraf eder. Hala güzel kokmadığı için yakında öleceğini de söyler. Bu sözler karşısında Sakura hiçbir şey diyemez.

    Yirmi yılın bitmesine az zaman kala Yohiro tekrar ağaca dönüşür ve gün geçtikçe kederlenir. Bir gün, Sakura çıkıp gelir. Ağacı kucaklayarak kendisinin de ona aşık olduğunu ve ölmesini istemediğini söyler. Tam bu esnada peri belirir ve ona “Yohiro’nun insan olarak kalmasını mı istersin yoksa ağaç olan Yohiro’yla birleşmek mi istersin?” diye sorar.

    Sakura etrafına bakınır ve sadece savaşı hatırlar. Ve ağaç olan Yohiro’yla birlikte olmayı seçer. Nihayet sihir gerçekleşir. Her ikisi de birleşir ve ağaç bir anda güzel kokmaya başlar. İşte o zamandan beri onların aşkı Japon tarlalarını, kırlarını parfüm gibi kokutur.

    Sakura efsanesi der ki:

    “Bambaşka biri içinizdeki en iyi kişiliği ortaya çıkarabilir.”

    Türk Kültüründe Aşk

    Türk kültüründe de dilinde de aşkın etkisi büyüktür. Türk kültüründe aşka olan ilginin artması İslam’ın kabul edilmesi ile başladı. Türk kültüründeki aşk da tıpkı Fars kültüründe olduğu gibi ilahi aşktır. Tabi sadece ilahi aşka değil kadına, doğal güzelliklere yönelik de şiirler yazılmıştır. Türk kültüründe hem doğunun hem de batının etkileri görülmektedir.

    Bence bu topraklarda aşkı en güzel Rumi tanımlamaktadır. Tüm dünyada aşkın, sabrın ve hoşgörünün sembolü olan Mevlana, tasavvufu oldukça ileri bir noktaya götürmüş, dansı, müziği, şiiri dinsel ritüellere katmasıyla İslam rönesansını yaşatmıştır.

    Rumi’ye göre aşk:

    • Aşk bir uçurumdan düşmek gibidir, bunun için sevgiliye “yar” denilir.
    • Yerden yere vurmak, yârdan yâre tutulmak değildi Aşk. Yer yerinden oynasa da, yâri, yürekteki yerinden oynatmamaktı aşk…
    • Aşk-ı zikretmek için, söz dudağa gelmeden önce, cemre gibi yüreğe düşmelidir.
    • Aşk’ı yaşamak istiyorsan; önce yaşamayı öğreneceksin. Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin.
    • Ey yüreklerinde aşk derdi olmayanlar, kalkın ve aşık olun.
    • Ey gönül! Sen, aşkı ve sevdayı onda bunda mı sanırsın? Oysa o, senin bağrında hala anlamaz mısın?
    • İlla birini seveceksen, tene değil can’a değeceksin. İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin. Gördüğünü herkes sever. Ama sen görmediklerini seveceksin. Sözde değil, özde istiyorsan şayet; ten’e değil, can’a değeceksin.

    Türk Aşk Hikayesi – Ferhat ile Şirin

    Şiirlere, hikayelere konu olmuş olan, imkansız bir aşk masalı olmuştur Ferhat İle Şirin Hikayesi. Birbirlerini çok sevmelerine rağmen, engellere takılan sevgililerin, yüzyıllardır dilinden düşmeyen gerçek bir aşk öyküsüdür.

    Ferhat yaşadığı dönemin en iyi nakkaş ustasıdır. Bütün dini yapıların, sarayların süslemelerini o yapmaktadır. Yaptığı süslemelerin ve eserlerin Şirin’e olan sonsuz sevdasını yansıttığı için çok güzel olduğu rivayet edilir. Ferhat, güçlü ve yiğit bir delikanlıdır. Mehmene Banu isimli, Amasya Sultanının kız kardeşi olan Şirin’e ilk görüşte kalbini kaptırmıştır. Şirin’de Ferhat’a sevdalanmıştır. Fakat, ikisinin de bilmediği birşey vardı. Mehmene Banu da Ferhat’ı daha önce görmüş ve aşık olmuştu.

    Ferhat bir gün, Şirin’i istemeleri için, ailesini Mehmene Banu’ya gönderir. Mehmene Banu’da Ferhat’ı sevdiği için, Şirin’i vermek istemez. Fakat, kız kardeşine de aşırı bir sevgi ve bağlılığı olduğundan dolayı, kardeşini de üzmek istemez. Buna bir çare bulmakta gecikmez.

    Kızı vermek için Ferhat’a bir şart sunar. Der ki: Şehirde su yoktur. Kızı sana vermemi istiyorsan eğer, şehre suyu getir. Bende sana kardeşimi vereyim. Ferhat hiç itiraz etmez önüne sunulan bu imkansız şart karşında. Ailesi ve çevresindekiler, Ferhat’ın bu çılgınca işten vazgeçmesi için çok diller dökerler. Fakat, Ferhat aşkı için her şeyi göze almıştır.

    Suyu şehre getirecek ve Şirin’e kavuşacaktır. Kendisine lazım olacak kazma, kürek gibi bütün ekipmanı toplayıp düşer yollara. Suyu getirmek için önce plan ve projelere başlar. Günümüzde Şahinkayası olarak bilinen yerden getirmelidir suyu, en uygun ve en elverişli yer orasıdır çünkü. Fakat şehre oldukça uzak bir mesafededir. Ama, aşkı için yapmalıdır bunu.

    Koca dağa başlar vurmaya. O vurdukça kazmayı, kayalar parça parça olur ve Ferhat kazmayı vura vura ilerler. Mehmene Banu da olan biteni adım adım takip etmektedir. Günler geçtikçe Ferhat’ın umudu artar. Mehmene Banu da her geçen gün Ferhat’ın suya yaklaştığını görünce, karamsarlığa kapılır ve buna bir çare düşünür. Ferhat suyu getiremesin, bu zorlu görevi başaramasın ister. Çok geçmeden, Mehmene Banu’nun aklına bir kurnazlık gelir. Bir cadı bulunması emrini verir ve cadı bulunur.

    Cadıdan Ferhat’ı durdurmak için bir büyü yapmasını ister. Cadı ise büyü yapmak yerine farklı bir çözüm yolu bulmuştur. Bir kazanda helva kavurur ve helvayı bir kaba koyarak Ferhat’ın kazmakta olduğu dağa doğru yol alır. Ferhat’ı görünce O’na şöyle seslenir: “Şirin öldü, bak sana helvasından getirdim. Hala hırsla ne vuruyorsun kayalara böyle” der.

    Amasya

    Ferhat bunu duyunca çılgına döner ve elinde bulunan kazmayı havaya fırlatarak, “Şirin öldüyse bana yaşamak haram” der. Havadan yere düşen kazma, Ferhat’ın başına isabet eder ve Ferhat oracıkta can verir. Olayı haber alan Şirin hemen kayalıklara gelir ve o da kendini kayalıklardan aşağıya atar. Şehir suya kavuşmuştur ama artık ne Ferhat kalkmıştır ne de Şirin.

     

    Osho’nun Aşk Tanımları

    Kendini sev… Birbirinizi sevin ama aşktan bağlar üretmeyin. Aşk bir armağan olmalı, ama bedeli olmamalı…

    Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzer. Özgürlüğünü elinden alır; göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir.

    Aşkın özgürlük verici bir kalitede olması lazım, sana zincir vurması değil; sana kanat takıp mümkün olduğunca yükseklere uçmanı sağlaması lazım.

    Senin bildiğin aşk biyolojik bir dürtüden ibaret; hormonlarınla kimyandan kaynaklanıyor. Kolaylıkla değişebilir-kimyandaki ufacık bir değişim “en yüce gerçek” sandığın o aşkın yok olmasına yetecektir. Sen tutkuya “aşk” diyorsun.

    Aşk sadece vermeyi bilir ve asla karşılık beklemez; aşk koşulsuz paylaşımdır.

    Gerçek aşkı asla hayal kırıklığına uğratamazsın, çünkü zaten baştan bir beklenti yoktur. Gerçek olmayan aşkı ise asla tatmin edemezsin çünkü öylesine büyük bir beklenti içindedir ki yapılan her şey az gelir.

    Aşk yaşamının en büyük deneyimidir ve aşk enerjisi ile deneyimlere girmeden yaşayanlar hayatın ne olduğunu asla öğrenemezler. Fazla derinlere inmeden yaşamın yüzeyinde kalırlar.

    Aşk olduğu zaman seven ve sevilen birlikte aşkın içinde kaybolur. Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz.

    Sana yaşam işte bunun için verildi.

    Bu kadar Aşk hikayesinden sonra, nihayet olumlamalara sıra geldi. Bu arada düşündünüz mü, sizce aşk nedir?

     

    80 Aşk Olumlaması

    1. İçimdeki çocuk bugün aşkı keşfediyor.
    2. Etrafım sevgi ile çevrili ve her şey yolunda.
    3. Kalbim her zaman sevgiye açık ve aşkı yayıyorum.
    4. Kendimi ve herkesi seviyorum.
    5. Gittiğim her yerde aşkı buluyorum. Hayat neşeli ve güzel.
    6. Sevgiyi dağıtıyorum ve bana kat kat çoğalarak geri geliyor.
    7. Sonsuz bir sevgi enerjisi etrafımda sürekli dönüyor.
    8. Vereceğim çok fazla sevgi var.
    9. Ben zahmetsizce aşkı çekiyorum.
    10. Etrafımdaki aşk için minnettarım.
    11. Hayatımda her zaman sevgi var.
    12. Merhamet ve anlayışla seviyorum.
    13. Olumlu enerjim ve sevgi dolu tavrımla yaşıyorum.
    14. Benim dünyam sevgi, ışık ve mutlulukla dolu.
    15. Sevilmeyi hak ediyorum.
    16. Ben, kendim olduğum için sevgiyi çekiyorum.
    17. Etrafımda beni seven ve destekleyen insanlar var.
    18. İnsanlar, varlığımdan akan sevgiyle doluyor ve beni takdir ediyorlar.
    19. Aşkımı cömertçe paylaşıyorum. Başkalarının sevgisini, minnettarlıkla kabul ediyorum.
    20. Aşk, hayatımın gerçeği oluyor.
    21. Açıkça, dürüstçe, koşulsuz bir şefkatle seviyorum.
    22. Hayatımda coşkuyla sevgi oluşturuyorum.
    23. Her gün hayatı ve sevgiyi yaşıyorum.
    24. Gittiğim her yerde, mucizeler ve aşk beni çevreliyor.
    25. Ben, sevgi dolu bir hayat yaşıyorum.
    26. Aşk, şu anda her yerimde.
    27. Ben, pozitif ve sevgi dolu bir insanım.
    28. Derinden aşık oluyorum.
    29. Nazik ve saygılıyım.
    30. Kendimi sevilmiş ve güvende hissediyorum.
    31. Olduğum kişiyi seviyorum, doğal olarak hayatımdaki pozitif ilişkileri de çekiyorum.
    32. Eşsiz ve harika ailem için minnettarım.
    33. Sonsuza dek mutlu bir şekilde seviyorum.
    34. Kendimi seviyor ve kabul ediyorum ve sevgi dolu arkadaşlar için bir mıknatısım.
    35. Kendimi sevip, kabul ettiğimde, başkalarını sevmek de kolay oluyor.
    36. Aşkla çevriliyim.
    37. Sevgiye layığım ve bolca sevgiyi ruhuma alıyorum.
    38. Ben sevgi dolu bir insanım ve daima seviliyorum.
    39. Saf sevgi her zaman içimden bana ve çevreme akıyor.
    40. Kalbim, iyi ve saf aşka açık.
    41. Kalbim sevgi dolu ve aşkı yayıyorum.
    42. Her yerde sevgi ve saygı görüyorum.
    43. Ben aşka değerim.
    44. Kalbim sevgiye tam olarak açık.
    45. Aşk, her gün, her yönden beni çevreliyor.
    46. Sevginin içime akmasına izin veriyorum.
    47. Kendimi tamamen sevmeme izin veriyorum.
    48. Mükemmel, sevgi dolu aşk için minnettarım.
    49. Ben, sevgiye odaklanıyorum.
    50. Aşık olmaktan mutluluk duyuyorum.
    51. Kollarımı açarak, aşkı kabul ediyorum.
    52. Seviyorum ve affediyorum.
    53. Sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum.
    54. Açık, özgür ve sevgi dolu biriyim.
    55. Sevgi dolu insanlar kolayca beni bulur.
    56. Sevgiyi, kolayca ve düzenli olarak hayatıma dahil ediyorum.
    57. Sevgi vermekten ve almaktan zevk alıyorum.
    58. Olduğum şeyi seviyorum.
    59. Davranış tarzımı seviyorum.
    60. Ben, herkesi seviyorum ve kabul ediyorum.
    61. Bugün, herkese sevgiyle konuşmayı seçiyorum.
    62. Ben çok şefkatli ve huzurlu biriyim.
    63. Kendimi her zaman ve tamamen seviyorum.
    64. Başkalarına iyi davrandığım için kendimi seviyorum.
    65. Kendime iyi davrandığım için, kendimi seviyorum.
    66. Her gün, kendime olan sevgimin artmasına izin veriyorum.
    67. Sevildiğimi hissetmek mutluluk veriyor.
    68. Çok seviyorum.
    69. İnsanlığı seviyorum.
    70. Kendimi koşulsuz olarak seviyorum.
    71. Bugün daha çok sevmeyi seçiyorum.
    72. Olduğum kişiyi seviyorum.
    73. BEN SAF AŞKIM.
    74. Hayatımın her yönünü seviyorum.
    75. Varlığımın her yönünü seviyorum.
    76. Başkalarından sevgiyi kabul ediyorum.
    77. Kendi gücüme güveniyorum ve sevginin kapısını açıyorum.
    78. Sevmek ve sevilmek harika hissettiriyor.
    79. İyi muamele görmeyi hak ediyorum, çünkü sevilmeye değerim.
    80. BEN AŞKA AŞIĞIM.

    Bence AŞK çiçektir, ağaçtır, bir bakış, bir gülüştür. Yaşlıdır, gençtir, kadındır, erkektir, çocuktur, bebektir. Aşk yağmurdur, çamurdur da 🙂 Aşk hem doğan güneştir, hem de parlayan ay. Aşk sözdür, nefestir, bazen unutmak, bazen unutamamaktır. Bazen umut, bazen umutsuzluktur.

    Aşk hem ömürdür, hem ölüm. Aşk sonsuzluktur.

    Sevgiyle…

    3 YORUMLAR

    1. Yazanın eline sağlık..:)Yine çiçekler açan bir konu ve içerik..Ama eleştirmezsem çatlarım. Olumlamaların, bir insanın hayatına yalnızca, inanmak istediklerinden uzaklaşırsa fayda sağlayabileceğini, aslında ise kendini kandırma dışında hiç bir faydası olmadığını düşünüyorum. Diğer bir konu ise Osho:) kendisi bir felsefe erbabı ve meşhur bir spiritüel karakter gibi görünse de aslında tescilli bir sahtekar olduğu açık. Hatta düpedüz katil bile sayılabilir. Sevgili yazarımızın, osho’dan atıf yapmaya hiç ihtiyaç duymayacak kadar birikim ve niceliğinin olduğunu bildiğimden içim gayet rahat:) umarım fikrim değerlendirilir:) eline sağlık…

      • Çatlama lütfen eleştirmeye devam et, bu sitenin amacı bu, paylaşmak…olumlamalar tam da dediğin gibi kendini kandırmak. Çok doğru tespit. Şimdiye kadar kendimi olumsuz şeylerle doldurup, kandırmış olmanın bana bunları kabul edip, buna göre yaşamak dışında bir şey katmadığını görünce, tersinin de mümkün olduğunu keşfettim, denedim ve oldu 🙂 Lisede bir arkadaşım vardı, matematik konusunda kendine olan güveni beni içten içe sinir ederdi, çünkü bende de tam tersi hakimdi. Ben deli gibi çalışsam da istediğim başarıyı yakalayamazken, onun bu rahat tavırlarla başarması, bana haksızlık gibi gelirdi. Halbuki aynı rahatlık bende de sözel derslerde vardı. Ben uzun yıllar sayısalımın kötü olduğuna inandım. Üniversite yıllarında, ki İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan biri olarak, yıllarca matematik görmemiş olmama rağmen sayısaldan da geçmem gereken bir sınava girmem gerekiyordu. O sırada okuduğum pek çok kitabın da etkisiyle, bu konuda yetersiz olduğum fikrini kafamdan sildim ve başaracağıma kesinlikle inanarak çalışmaya başladım. Konuları yeniden öğrendim ve bol bol soru çözdüm. Çalışırken zevk aldım desem inanır mısınız? Senelerce gözümün dikeni olan Matematik sadece benim fikrimi, inancımı değiştirmemle bir anda bulmaca çözmek gibi eğlenceli bir hal aldı dünyamda. Sınava girdim ve geçtim 🙂 Bir şeyi sevdiğiniz ve yapmak istediğiniz anda onu sizin elinizden kimse alamaz. Olumlama böyle bir şeydir. Kendi kendine kurduğun yanlış kalıpları yıkmana ve yeni bakış açıları kazanmana yarayan bir teknik. Bunu yapmak için istemek gerekli, ilk şart bu 🙂 Osho’ya gelirsek. Sahtekarlık, dolandırıcılık gibi meziyetlerinden haberim yok. Varsa da, ben kurtlu diye elmayı çöpe atanlardan değilim. Kurtsuz kısmını yer, keyfime bakarım 🙂 Aslında kurtlanmış olan meyve sağlıklıdır 🙂 Düşmüş olan insan görmüştür. Ying-yang gibi, hiç bir şey tamamen beyaz ya da siyah değildir. Kötülüğün içinde iyilik, iyiliğin içinde kötülük vardır. Önemli olan benim nereye odaklandığım. Dünyada tamamen saf, temiz, doğru, dürüst bir şey bulmak mümkün değil. Zaten öyle olan şey yaşamıyor demektir. Android olabilir:) Ben hala insanları sevebiliyorum, tüm hatalarıyla 🙂 Bizi biz yapan hatalarımızdır. Hatalar da aslında, o anda, o kişi için en doğru karardır. Kimse hata yapmak için, hata yapmaz. Ne yapalım o zaman, katilleri de af mı edelim diyeceksin? Anlatmak istediğim affetmek değil kabul etmek. Çünkü, sen kabul etsen de etmesen de bunlar olmaya devam edecek. Hayatta bir düzen var, hata yapan cezasını bir şekilde çekiyor zaten. Ben hatalı olana veya cezalara veya sistemde neyin, ne kadar hatalı olduğuna değil; doğru olanlara, iyi olanlara, daha iyi olması için neler yapılması gerektiğine odaklanmayı seçiyorum. Tek yaptığım bu. Yok saymak değil, reddetmek değil, sadece her şeyi olduğu gibi kabul etmek. Bilinçaltıma kazınmış yanlış yönlendirmelerden kurtulmanın yolu, bunların yerine yenilerini koymak. Olumlama bunu yapıyor. Denemesi bedava 🙂 Bir de Dr. Joe Dispenza kitaplarını tavsiye derim. Plasebo Sensin kitabını okuduğunda bu anlattıklarımın, oldukça bilimsel, ölçümlü, deneyli, kanıtlı açıklamalarla desteklendiğini göreceksin. Eskiden benim için de bilimsel ve deneysel olmayan hiç bir şeyin, hiçbir inandırıcılığı yoktu. Hurafeden öteye geçmezdi. O yüzden bazı düşünce kalıplarını esnetmek için bu gibi yazarlar ve kitaplar çok işe yarıyor. İnsanın tek düşmanı var, o da kendisi. Ben, kendimle sınana sınana, kendimi keşfetmeyi öğrendim. İsteğim, herkesin “ben” sandığı, şartlanmış, koşullanmış, kurugulanmış kimliklerinin altında yatan gerçek hazineyi görmesi 🙂

    2. Yine tatlı dille ikna olmak üzereyim🤦‍♂️:) ama benim de silahlarım var. Sana olan değişmez saygım ve çocukluk,gençlik mirasımdan faydalanabilirsin:) en büyük avantajın bu🤗

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Popüler Yazılar

    Favorilerim